AKP RETORİĞİNİN GEOMETRİSİ – 1

PARALELLİĞİN DAYANILMAZ CAZİBESİ

———

Belli bir süredir AKP’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) retoriğinde olan ve en üst kademesinden en alt kademesine kadar – ki buna iktidar medyası ve diğer şakşakçılar da dâhil – tekrar tekrar dillendirilen Öklidci geometrik terimlerin açıklamalarını, halka anlatılmaya çalışılanın ne olduğunu göstermek adına kamuoyuyla paylaşmayı, bir akademisyen adayı olarak, kendime borç bilirim.

Başlamadan önce bir konuyu aydınlatmakta fayda var. AKP’nin kullandığı şekildeki Cemaat’in paralel konumu, hükümet partisine olan bir paralellik olarak değil, devletin kendisine olan bir paralellik olarak tanımlanıyor. Bu durum, iki soru sormamızı gerektiriyor: (1) Cemaat ne kadar süredir paralel yapı konumundaydı ve (2) devlet aygıtları kimin tekelindedir?

İlk olarak, kabaca, Cemaat’in paralelliği kamuoyuna, AKP ve Cemaat arasındaki devlet aygıtının gücünü ele geçirme kavgası esnasında duyuruldu. Dershanelerin kapatılması, soruşturmalar, tapeler ve benzerleri, karşılıklı salvolar olarak, iki paralel doğru arasındaki mesafeyi yarattı. Bu bağlamda paralellik retoriği, Cemaat’in kuruluşundan beri devlet yapısına olan bir paralel yapıya ithafen değil, fakat güç kavgası içerisinde AKP yapısına paralel bir yapıya ithafen kullanılmaya başlandı.

İkincisi, teorik olarak, hükümet partisi, yasama ve yürütme bağlamında direkt ve dolaylı olarak söz sahibidir. Normal şartlar altında, yargı, bu güçler ayrılığında bağımsızlığını, pratik örneği tarihte nadiren olarak vuku bulsa da, korur. Fakat Türkiye’ye baktığımızda gördüğümüz tablo, kadrolaşma ve anayasal değişiklikler, devletin yasama, yürütme ve yargı üzerindeki direkt kontrolüdür. Son Cemaat Operasyon’unun da gösterdiği gibi ‘yargı’ keyfi olarak, hatta politik bir araç olarak, kullanılmaktadır.

Totaliter diyebileceğimiz bir yapıyla “paralellikler” gösteren hükümet partisi-devlet aygıtı ilişkisi, neredeyse ikilikten çıkmış ve devlet aygıtı tamamen hükümet partisinin kontrolüne geçmiştir, buna değiştirilmeksizin devşirilen devletin resmi ideolojisi dâhildir. Resmi ideoloji dâhil diyorum, zira AKP “demokratik” taleplerle hükümete ilk geldiğinde Kemalizm ve devletin resmi ideolojisinin diğer bütün aygıtlarını (ki bu totaliterlikle “paralel”di) eleştirmişti, fakat gücünün “resmiyet”leşmesiyle bu üslubu bırakmış ve ideolojiyi değiştirmek yerine onun aygıtlarını olduğu gibi kontrol etmeyi amaçlamış ve başarmıştı. Hükümet partisindeki bu üslup değişikliği birçok kere gözler önüne serildiğinden ve kısıtlı yerim ve zamanım olduğundan üsluptaki değişikliklerle ilgili detaya girmiyorum.

Fakat bir noktaya daha değinmekte fayda var. Yarı askeri milis kuvveti (Nazi SS Birlikleri bunun bir örneğidir) kıvamındaki çevik kuvvetin kötülüğünün sıradanlığı (banality) (Hannah Arendt’in kullandığı anlamda) devlet aygıtlarının kontrolüne en iyi örnektir. Bu, parti merkezinden gelen emirleri (evet, emri doğrudan Erdoğan vermiştir), yasa olarak görüp herhangi bir düşünce süzgecinden geçirmeden uygulamaktır. Bu noktada, tarihin sıradan (ordinary) bir süjesi, akıl almaz kötülükler işleyebilecek konuma gelir. Sokakta genç insanları, buna çocuklar dâhil, öldüresiye dövmek ya da silahla vurmak, tamamen “kanuni” bir olaya dönüşebilir ve bu emre uyan üzerinde herhangi bir vicdani rahatsızlık uyandırmaz. Çünkü insan olmanın en temel özelliklerinden birini, düşünme yetisini bir kenara koymuştur. “O” sadece kurallara uyuyordur ve düşünme süreçlerinden mahrum ve muaf bırakılmıştır. Bunu, Gezi Direnişi akabinde polis aleyhine açılan mahkemelerde, polislerin söyledikleriyle karşılaştırabilirsiniz. En temelde, karşılaşacaklarınız “hatırlamıyorum”, “emirlere uyuyordum” ve benzeri ifadeler olacaktır.

Bu cevaplar ışığında, Cemaat’in paralel yapısının, devlete paralel değil, hükümet partisine paralel olduğu görülmektedir. Aynı orijinden gelen bu iki kurumu (institution), devlet aygıtının gücünü kontrol etme çabası bağlamında, birbirine paralel olarak görmek durumundayız.

Şimdi odağımızı geometrik retoriğe çevirelim. Öklidci geometrideki paralel teriminin üç temel özelliğine bakalım (söz konusu tanımda iki doğrudan bahsedeceğimizden ilk doğruya AKP’yi temsilen “a”, ikincisine Cemaat’i temsilen “c” diyeceğim):

  • a doğrusundaki bütün noktalar c doğrusundaki bütün noktalara eşit uzaklıkta olmalıdır.
  • a doğrusu ve c doğrusu aynı düzlemde olmalı ama kesişmemelidir.
  • a ve c doğrularını enine kesen aynı düzlemdeki her hangi bir doğru söz konusu olduğunda, yöndeş açılar eşdeğerli olmalıdır.

Bu üç özellik bağlamında incelendiğinde, AKP ve Cemaat’in doğrularının aynı düzlemde ve kesişen olaylara bakış açılarının eşdeğerde olması gerekmektedir. AKP’nin kendini Cemaat’in dışında bir “doğru” olarak tanımlamasına kadarki geçen sürede a ve c doğruları bir noktada kesişen değil, ancak ve ancak çakışık doğrular olabilirler. Yani, aynı düzlem üzerinde tüm noktaları ortak olan doğrular. AKP’nin kendini başka bir “doğru” olarak tanımlamasıyla paralelleşen bu “doğru”ların olaylara bakış açıları ve her noktada birbirlerine uzaklıkları eşittir. Buna ilaveten, bu iki doğrunun yöndeş (yandaş) açıları eşit olmalıdır. Son tahlilde, aynı düzlemi paylaşan bu noktalardan biri H (“hapishane”) düzleminde olacaksa diğerinin de H düzleminde olması gerekir. Paralelliğin doğası budur. Eğer “doğru”lar ve paralellikler konuşulacaksa, Cumhurbaşkanı’nın kendisini adalete teslim etmesi gerekmektedir, aksi takdirde doğrulardan değil, yalanlardan bahsedebiliriz.

Tarih boyunca, politikacıların sahte kamuoyu algısı yaratma çabaları esnasında, ağızlarından kaçan gerçekler yüzünden, düştükleri zor durumlara tanık olduk. Bunun adı politik gaftır (political gaffe). Bu kullanılan geometrik terimlerin anlamının, söyleyen tarafından bilindiğini farz etmek durumundayım. Fakat yaratılmaya çalışılan bu sahte algının tam da merkezinde, gerçeğin kendisini gösterdiğini düşünmekteyim. Burada gerçeğin bilinçdışı (unconscious) dışavurumu söz konusudur. Erdoğan’ın (ve kaçınılmaz olarak AKP’nin) bu gerçeği bilinçli olarak kabul etmeyeceği aşikâr olsa da; bilinçdışında (AKP olarak ele alırsak kolektif bilinçdışında (collective unconscious)) ve bilinçaltında (subconscious) suçunu açıkça itiraf ettiğini görüyoruz. Son tahlilde, paralellik iddiası, bilinçsizce yapılmış bir ‘politik gaftır’.

Sonuç yerine:

Öklidci geometrik uzamın iki boyutlu, derinliksiz diliyle özdeşleşen açıklamaları görmezden gelelim ve konuya, Plato’nun Akademia’nın girişinde yazdığı gibi “geometri bilmeyen giremez” diyerek üstten bakan bir şekilde yaklaşmayalım. Fakat “üzerinde konuşulamayan konuda susmalı” diyerek, Wittgenstein’ın maşasını da gösterelim. Bu bağlamda, Erdoğan’ın susması gereken konuların sayısını, bildiğini (“sosyolojiyi de biz biliriz”) zannettiği konuların sayısıyla ölçebiliriz. Fakat totaliterliğin geometrisini gerçekten biliyor olabilir.

Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi bu yazı, bir yazı serisinin ilk kısmını oluşturmaktadır. Böyle bir ayrıma gidilmesinin sebebi gündeme odaklanma gayesindendir. Daha sonraki yazılarda, geriye dönük olarak, teğetler, dik açılar ve diğer geometrik şekillerle ilgili açıklamalara yer verilecektir.

Okuyan herkese teşekkür ederim.

Onur Alptekin

15.12.2014

Reklamlar

13 thoughts on “AKP RETORİĞİNİN GEOMETRİSİ – 1

    1. Evet canım,ben de tebrik ediyorum.Duygularını ve gözlemlerini bize aktaracağın tüm sanatsal ürünlerini burada sıkça görmeyi diliyorum.Tabii bilimsel çalışmalarını da paylaşırsan tadından yenmez.Başarılar…

  1. Okuyan ve destek veren herkese tesekkuler. Bir sonraki yazi, Keriman’in benim Turkce’deki zayifligimi kapatma suresine bagli olarak, bu aksam ya da yarin gun icinde geliyor 🙂

  2. Onur’cuğum , Çiğdem arkadaşım” yamuk” hakkında da bilgi vermeni istiyor.Dikkatine sunarım.:))

    1. “Yamuk”la ilgili yazayim yazmasina da, o konuda yazacak cok sey var. Zaman ve yer kisitli. Ayrica, ‘neresi dogru ki?’ diyip develere de bi selam cakayim.

  3. Senin yazılarını zevkle bekleyeceğim ve izin verirsen yakınlarımla paylaşacağım…..Kolay gelsin……
    …..

  4. Sevgili Onur Yazılarını okudum. Öncelikle küçük balıkların birleşerek büyük balığı kovaladıkları grafiği okul yıllarımda bende bir duvar afişinde kullanmıştım. Yıllar sonra senin sayfanda görmek hoş oldu. Bizim bulunduğumuz yerden bakınca küçücük cocuklarımızın artık büyüdüklerini ve hayata ve dünyaya karşı duruş sahibi olduklarını hele bu duruşun bizimkilerle aynı olmasa da ,benzeştiğini görmek ayrıca güzel.
    Gelelim eleştirilerime
    AKP nin hükümet olduğundaki ifade biçiminin kendi önünü açmak için edilmiş laflar olduğunu, özellikle AB uyum yasalarını çıkarmaktaki acelecilikleri ve dillerinden düşürmedikleri geçmiş Türkiye eleştirileri hakkında , o yıllarda bizim ortak yazışma adresimizde benim ve Ercüment in sistem içinde kendilerini meşrulaştırma bir bakıma legalleştirme gayretleri olduğunu, dinsel referanslı bir siyasi akımdan demokrasi beklenemeyeceğini yazdığımızı hatırlıyorum. Senin yazından sanki bu durumun iktidarı ele geçirmenin bir sonucu olarak ERK’e hakim olmanın sonucu olduğu gibi bir anlam çıkarıyorum ki bence durum bundan farklı ve dayatılan yaşam biçimi açısından ülkeyi geriye taşımaya zorladığını görüyoruz.
    Diğer konu “Ulusalcı bir öğretim üyesi” üzerine yazdıkların. Öncelikle belirtmek gerek ki , ulusalcı terimi siyasi literatürümüze AKP nin kattığı ve muhtemelen önce Ergenekon davaları sonrada PKK ile yaptığı ve içyüzünün ne olduğu hala bilinmeyen görüşmelere MHP dışından da gelen itirazcıları bir bakıma kötü damgalamak adına uydurulmuştur. Siyasi literatürümüzde bu terim yerine Milliyetçilik kullanılmakta ve bu MHP çizgisini tanımlamakta idi. Ulusalcılık ise geçmişte daha çok Kuvayı milliye denilen küçük burjuva hareketi de olsa Anti Emperyalist karakterli hareket için kullanılırdı. Şimdilerde bu terim Antiemperyalist içeriğinden soyutlanarak, bence sol için pek de benimsenmeyecek bir üslup ile kullanılmaktadır. Uluslaşma süreci konusunu zaten sende yazında genel olarak ele almışsın.Yazında söz konusu edilen konuyu okudum, hocanın niteliğini bilmiyorum, ancak bana daha çok milliyetçi bir yaklaşım gibi geldi.
    Yukarıda yazdıklarımın senin dişüncelerini yazarak ifade etme eğilimini desteklemek ve yazarken olası yanlış ve eksik anlamaları önleme çabana katkı amaçlı olduğunu anlayacağını düşünüyorum.
    Yolun açık olsun

    Şefkat

    1. Şefkat Abi Selam,
      Yorumuna ehemmiyetine uygun olması açısından, cevabı, senin yorumunu da dahil ederek, başka bir yazıda verdim. Eleştiri ve katkıların için teşekkür ederim.

Eleştirel Eleştiri'nin Eleştirisi'ne Katkı

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s