KISA BİR ARA, YA DA DİĞER GEOMETRİLER

Akademik Retoriğin Faşist Geometrisi

AKP retoriğinin geometrisi üzerine yazılarla cebelleşirken bir gazetede gördüğüm haber, ulusalcı zihniyetin AKP’yle nasıl yer yer “paralel” olduğunu; “paralel” olmadığında da, hala aynı “düzlem”de (totaliter dil) yer aldığını görmemi sağladı. Habere konu olan akademisyenin verdiği ödevi, değiştirmeden aktarıyorum:

“1. Sınıf Öğrencilerinin Dikkatine!!!

Ermeni sorunu, ortaya çıkışı, sözde soykırım iddialarına karşı Türkiye’nin soykırım yapmadığını belgelerle açıkladığınız ödevlerinizi 18. 12. 2014 tarihinde vize sınavında teslim ediniz.

Yrd. Doç. Dr. Türkan Başyiğit”

Haberin sosyal medyada yayılmasıyla gelen tepkiler, Başyiğit’i bir de kendini savunmaya yöneltmiş:

“Biz ilk yarıyıl 1830 sanayi devriminden, Cumhuriyetin kuruluşuna kadar olan dönemi anlatırız. Bu da o konulardan birisiydi. Ben, bilimsel araştırmalarımdan böyle bir soykırımın olmadığına inanıyorum. Osmanlının en sadık millet olarak gördüğü Ermeniler, emperyalistlerin kışkırtmalarıyla ayaklandı. Bir savaş çıktı ve her iki milletten de insanlar ödü. Bir savaş vardı ve bu savaşın bir sonucuydu. Ancak ben kendi bilgilerimin yanı sıra öğrencilerimin, bilimsel bir araştırma yapmalarını istedim. Kendi izlenimlerini ve buldukları belgeleri ödevlerine koymalarını istedim. Onlara belge bulacakları yerleri de söyledim. Ama soykırım olduğuna inanan öğrencilerim de bana belgeleriyle getirirlerse onlara da tam puan veririm. Çünkü bilim, belgeye bakar. Bu mühendislik fakültelerinde, ‘üçgenin iç açılar toplamı 180 eder’ sözünü söyleyen kişiye yapılan eleştiri gibi bir şey. Ben bölümümle ilgili ödev veriyorum. Benim derslerim devam zorunluluğu olmadığı halde takip edilen bir ders. Bu da benim başarılı olduğumu ortaya koyar. Bugün ödevin son günüydü ve 500 öğrencim ödevlerini getirdi.”

Ödevin verilişinde kullanılan dil (“Türkiye’nin soykırım yapmadığını belgelerle açıkladığınız”) ve buna eş değer koşulan bilimsellik iddiaları (“bilimsel araştırmalarımdan böyle bir soykırımın olmadığına inanıyorum” ve “üçgenin iç açılar toplamı 180 eder”) bize çok şey söylemektedir. Başyiğit, soykırım olmadığının bilimselliğinden dem vurmakta ve olaya nesnel yaklaştığını iddia etmektedir. Zira bilimselliğin en can alıcı iddialarından biri nesnelliktir (objectivity), diğeri ise evrenselliktir (universality). Yani, bilimsel gerçekler, deneyi yapanın ya da gözlemcinin öznel bakışı ve dünya görüşü önemsenmeksizin her yerde ve her zamanda gerçek olmalıdır.

Bu söylenenler sosyal bilimlerde, özellikle Tarih disiplininde, çokça tartışılmış, fakat böyle bir positivist sosyal bilimin mümkün olmadığı görülmüştür. Başyiğit’in “bilim” dediği dogmatik yaklaşım, kendini on dokuzuncu yüzyılda bırakmıştır.  Sadece resmi belgeler ve bu belgelerin anlattığı olaylar üzerinden yapılan bir tarih anlatısını (Leopold von Ranke’nin tarihyazımını takip eden bir tür kralların tarihi), bu yazıda derinlemesine eleştirmek ya da tartışmak niyetinde değilim. Ama bir nokta aydınlatılmalıdır.

Tarih disiplininde, belgeler değerlidirler. Fakat nesnelliğin araçları değillerdir. Hiçbir zaman da olmadılar. Zira belgeler, iki bağlamda, öznellerdir: (1) belgede bahsedilen öznelerin seçimi bağlamında ve (2) belgelerde anlatılan olayların, kayda geçenin, ya da kayda geçirtenin, öznelliğini yansıtması bağlamında.

“Bilimsel araştırmalarımdan böyle bir soykırımın olmadığına inanıyorum” cümlesi bize çok şey anlatmaktadır. Çünkü bu “bilimsel araştırmalardan”, ya da dogmalardan, ortaya çıkan bir inançtır ve özneldir. Tarihte yer alan bir olaya belli bir bakış açısıyla bakmaktır ve bu bakış açısı genellikle devletin resmi ideolojisinin izlerini taşır. Bu bağlamda, şu sorular sorulmalıdır: bu bilimsel araştırmaların üzerine kurulduğu belgeler, kim tarafından, hangi olayları katarak, hangilerini görmezden gelerek yazılmıştır?

Ödevin verilişi ve akabinde kullanılan dile bakarsak cevapları görebiliriz. Ödevin, hangi sonuca uygun yazılacağı (“Türkiye’nin soykırım yapmadığını”), nelere dayandırılarak yazılacağı (“belgelerle”) ve bu belgelerin nerede bulunacağı (“onlara belge bulacakları yerleri de söyledim”) bir akademisyen (“bu da benim başarılı olduğumu ortaya koyar”) tarafından öğrencilere dikte edilmektedir. Bu, bilimsel yöntemle ya da nesnellikle hiçbir alakası olmayan, faşizan bir dildir ve ne yazık ki, ilkokuldan beri eğitimin araçları kullanılarak dayatılan resmi ideolojinin, bir birey tarafından diğerine akademinin araçları kullanılarak tekrar dayatılmasıdır. Kötülüğün sıradanlığı, bu noktada bir kere daha karşımıza çıkıyor.

Bu, Türkiye’de devletin resmi ideolojisi kökenli totaliter ve faşizan eğitimin ve dolayısıyla bu bakış açısının retoriği ve üslubudur. Bu, AKP’nin kullandığı retoriğin ve üslubun bir benzeridir. Bu bağlamda, AKP ve ulusalcı “doğru”lar, “paralel” olsun ya da olmasın, aynı “düzlem”de hareket eden “doğru”lardır.

 (Paralellik, aynı düzlemde olma, kötülüğün sıradanlığı ve diğerleri için bakınız, AKP Retoriğinin Geometrisi – 1)

Sonuç Yerine:

Bu noktada sözü, eğitim konusuna değinen bir Zen koan’ına (hikayecik, bir nevi kıssadan hisse) bırakmak istiyorum:

Nan-in, Japonya’nın Meiji döneminde (1868-1912) yaşamış bir Zen rahibidir ve bir gün, Zen üzerine çalışan ve bu hususta detaylı bilgi almak için kendisini ziyaret eden bir üniversite profesörünü ağırlar. Nan-in çay servis eder ve ziyaretçinin bardağını doldurmaya başlar. Fakat bardak çayla dolup taşmasına rağmen Nan-in dökmeye devam etmektedir. Profesör, bir süre çayın taşmasını izledikten sonra dayanamaz ve şöyle bağırır; “Bardak ağzına kadar dolu. Daha fazla almayacak!”. “Bu bardak gibi,” der Nan-in, “sen de kendi fikirlerin ve kurgularınla dolusun. Bardağını boşaltmazsan sana Zen’i nasıl gösterebilirim?”

Ayrıca, üçgenin iç açıları toplamı 180 derece değildir. Üçgenin iç-köşe açıları toplamı 180 derecedir. Üçgenin iç açıları toplamı sonsuzdur. Çünkü bir çizgi üzerinde sonsuz adet 180 derece bulunur. Bu da, babası ve kardeşi mühendis olan bir ailenin ferdi olarak benim, “mühendisliğe” subjektif yaklaşımım olsun.

Saygılarımla,

Onur Alptekin

19.12.2014

Reklamlar

One thought on “KISA BİR ARA, YA DA DİĞER GEOMETRİLER

  1. Acılarımızı acıları,Acılarını acılarımız bildiğimiz yani “insan”olabildiğimiz günleri görmek dileği ile ..Senin deyişinle; barış zamanlarında savaş hazırlıkları yapmadığımızda gelecek güzel günler…

Eleştirel Eleştiri'nin Eleştirisi'ne Katkı

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s