Eleştirel Eleştiri’nin Eleştirisi’ne Katkı – 1

Bugüne kadar gelen yorumlar, destekler ve eleştiriler için, herkese teşekkür ederim. Elimden geldiğince, cevaplarımı, yorum kısmında vermeye çalışıyorum. Fakat hem eleştirinin konuya olan katkısını ve ehemmiyetini göstermek hem de yazdıklarım konusunda daha açık olmak adına, yorumların bir tanesini, Şefkat Abi’nin de bu durumu hoş göreceğini umarak, buraya taşımak istedim. Şefkat Abi’nin değerli yorumu şöyle:

Sevgili Onur,

Yazılarını okudum. Öncelikle küçük balıkların birleşerek büyük balığı kovaladıkları grafiği okul yıllarımda bende bir duvar afişinde kullanmıştım. Yıllar sonra senin sayfanda görmek hoş oldu. Bizim bulunduğumuz yerden bakınca küçücük cocuklarımızın artık büyüdüklerini ve hayata ve dünyaya karşı duruş sahibi olduklarını hele bu duruşun bizimkilerle aynı olmasa da ,benzeştiğini görmek ayrıca güzel.
Gelelim eleştirilerime;
AKP nin hükümet olduğundaki ifade biçiminin kendi önünü açmak için edilmiş laflar olduğunu, özellikle AB uyum yasalarını çıkarmaktaki acelecilikleri ve dillerinden düşürmedikleri geçmiş Türkiye eleştirileri hakkında , o yıllarda bizim ortak yazışma adresimizde benim ve Ercüment in sistem içinde kendilerini meşrulaştırma bir bakıma legalleştirme gayretleri olduğunu, dinsel referanslı bir siyasi akımdan demokrasi beklenemeyeceğini yazdığımızı hatırlıyorum. Senin yazından sanki bu durumun iktidarı ele geçirmenin bir sonucu olarak ERK’e hakim olmanın sonucu olduğu gibi bir anlam çıkarıyorum ki bence durum bundan farklı ve dayatılan yaşam biçimi açısından ülkeyi geriye taşımaya zorladığını görüyoruz.
Diğer konu “Ulusalcı bir öğretim üyesi” üzerine yazdıkların. Öncelikle belirtmek gerek ki , ulusalcı terimi siyasi literatürümüze AKP nin kattığı ve muhtemelen önce Ergenekon davaları sonrada PKK ile yaptığı ve içyüzünün ne olduğu hala bilinmeyen görüşmelere MHP dışından da gelen itirazcıları bir bakıma kötü damgalamak adına uydurulmuştur. Siyasi literatürümüzde bu terim yerine Milliyetçilik kullanılmakta ve bu MHP çizgisini tanımlamakta idi. Ulusalcılık ise geçmişte daha çok Kuvayı milliye denilen küçük burjuva hareketi de olsa Anti Emperyalist karakterli hareket için kullanılırdı. Şimdilerde bu terim Antiemperyalist içeriğinden soyutlanarak, bence sol için pek de benimsenmeyecek bir üslup ile kullanılmaktadır. Uluslaşma süreci konusunu zaten sende yazında genel olarak ele almışsın.Yazında söz konusu edilen konuyu okudum, hocanın niteliğini bilmiyorum, ancak bana daha çok milliyetçi bir yaklaşım gibi geldi.
Yukarıda yazdıklarımın senin dişüncelerini yazarak ifade etme eğilimini desteklemek ve yazarken olası yanlış ve eksik anlamaları önleme çabana katkı amaçlı olduğunu anlayacağını düşünüyorum.
Yolun açık olsun

Şefkat

İlk eleştiri, sanırım, bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor. Zira benim iddiam, AKP’nin devlet gücünü ele geçirme ve kadrolaşma sürecinde yaşadığı retorik değişikliği üzerineydi. İlk başta bu retorik, “mağdur edebiyatı”, “demokratik” talepler ve devletin resmi ideolojisi olan Kemalizm eleştirisi üzerine kuruluydu. Bu retoriğin yankılarını, Erdoğan’ın açıklamalarında hala duyabiliyoruz, özellikle “mağduriyet” konusuna yapılan atıflar konusunda. Fakat  devlet aygıtı içerisinde, gücünün, ya da erk’inin, sağlamlaşmasıyla, bu retorik, daha tehditkar, otoriter ve devletin resmi ideolojisine daha yakın bir hale geldi. Hatta mağdur/tehditkar ve “demokratik”/otoriter bağlamda bakarsak, şizofrenik bile diyebiliriz. Daha önce, yazımda da kullandığım gibi, demokratik terimini özellikle tırnak içinde kullanıyorum. Bunun sebebi, talepler ne kadar demokratik de gözükse AKP’nin demokratik bir tutum içerisinde olduğuna hiçbir zaman inanmadım.

AKP’nin bu şizofrenik retoriği, ya da retorik değişikliği, bir “düzlem değiştirmiş değildir. Hala aynı düzlemde hareket etmektedir. Bu düzlem, daha önce de bahsettiğim gibi, AKP-Cemaat retorikleri (ki Cemaat’in şu andaki retoriğini AKP’nin eski retoriğine benzetebiliriz) gibi “paralel” retorikleri içerdiği gibi CHP’nin, devletin totaliter resmi ideolojisinin varisinin, retoriğini de kapsamaktadır, her konuda birbirlerine “paralel” olmasalar da. Siyasi gücün retoriği, Türkiye’de henüz başka bir “düzlem”de hareket etmedi.

Bu konuda, müsaade olursa eğer, bir eleştiri de ben getirmek istiyorum. Değinmek istediğim husus, ilerleme/gerileme konusudur. İlerlemek, kalkınmak, gelişmek, muasır medeniyetler seviyesine ve üzerine çıkmak, çağ atlamak, çağdaşlaşmak, aydınlanmak ve benzeri kavramlar, yukarda bahsettiğim retorik “düzlem” (düzenin) birer parçasıdırlar. Modernite ve modernizm gibi, ne idüğü belirsiz, tanımlaması imkansız, kaypak ideolojilerin vazgeçilmez ve sözde “evrensel” iddialarının neredeyse tamamında kendilerini gösterirler ve kapitalizmin kanlı tarihi boyunca, yapılanları haklı göstermek, meşrulaştırmak için kullanılan birer araçtırlar. Bu iddialar, sistem-karşıtı hareketlere ve teorisyenlerine eklemlenmiş ve en büyük hasarı bu hareketlere vermişlerdir. Bu da bir çeşit anlam karmaşası doğurmuştur. Bunları yazmamın sebebi, bir AKP’vari bir Batı düşmanlığı yaratmak ve sosyal politikalarda muhafazakarlığı teşvik etmek değil. Tam tersine, 500 yıllık tarihi boyunca, insanların büyük çoğunluğuna hiçbir “ilerleme” sağlamamış bu sistemin, “ilerleme” olarak algılanmasının önüne geçmek. Bir başka deyişle, kapitalizmin ideolojik alandaki dominant paradigmalarını bir tarafa bırakan bir teori üretmek, yani “düzlemden” çıkmak.

Bu konuda çokça faydanlandığım, Wallerstein’ın Avrupa Evrenselciliği ve Historical Capitalism adlı eserleriyle birlikte Andre Gunder Frank’ın The Development of Underdevelopment adlı makalesini paylaşmak isterim.

İkinci eleştiriye, ulusalcı-milliyetçi tartışmasına gelelim. Bu tartışma, kendisini özgürlük (sol) ve hürriyet (sağ) terimleri arasındaki ayrıma benzer bir ayrımda bulmak üzere gibi gözüküyor. Ulusalcı kelimesini kendi yazımda nasıl kullandığımı anlatmak için önce bir tanım yapmak durumundayım. Ulus kelimesinden yola çıkarsak kelimenin etimolojik kökeni ve gelişimi şu şekilde belirtilmiş:

Moğolca ulus “kağan ailesinin her bir üyesine tahsis edilen ülke, devlet, pay” sözcüğünden alıntıdır. Moğolca sözcük Eski Türkçe aynı anlama gelen ülüş sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Eski Türkçe yazılı örneği bulunmayan *ülü- “pay etmek?” fiilinden +Iş sonekiyle türetilmiştir.

 Ek Açıklamalar

Sözcüğün nihai kökeni muhtemelen Türkçe olmakla birlikte, Türkiye Türkçesine Moğol istilaları döneminde Moğolcadan alınmıştır. Modern döneme dek anlamı “göçebe Yörük ve Türkmenlerde büyük aşiret, aşiretler birliği” idi. Yeni Türkçe sözcük Atatürk’ün direktifleriyle 28 Eylül 1934’ten itibaren her gün gazetelerde yoğun olarak kullanılmıştır. 1973’ten itibaren Bület Ecevit’e yakın kalemler (özellikle Ali Gevgilili) tarafından “milliyetçi” anlamında kullanılan ulusalcı söcüğü, 1995’ten sonra Mümtaz Soysal ve Doğu Perinçek’in öncülük ettiği bir siyasi akımın adı oldu.

Millet ve milliyetçilik ise şöyle tanımlanıyor:

Tarihçe (En eski kaynak)

“din, mezhep, bir din veya mezhebe mensup cemaat” [ Atebet-ül Hakayık (1300 yılından önce) ]
“ümmet, kavim, cemaat” [ Ahmet Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani (1876) ]

Kelime Kökeni

Arapça mll kökünden gelen millat ملّة  “din, mezhep, bir din veya mezhebe mensup cemaat” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice məllā מלא  “dil (language)” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice/Süryanice  מלל  “konuşmak” kökünden türetilmiştir.

Ek Açıklamalar

Sözcüğün özgün anlamı muhtemelen “aynı dili konuşanlar” olduğu halde “aynı dini töreye bağlı olanlar” anlamı ağır basmış ve Türkçede 19. Yüzyıl sonuna dek bu anlamda kullanılmıştır. Fransızca nation karşılığı olan yeni anlamı Türkçede türemiş ve Türkçeden modern Arap dillerine aktarılmıştır.

(Bilgiler, Etimoloji Türkçe sayfasından alınmıştır)

Bu bağlamda, post-modernist “dilbilimsel tartışma girdapları”ndan uzak durup daha fazla kelimelerin kökenleri ve anlamları üzerine tartışma açmak niyetinde değilim. Fakat şunu da kendimi daha iyi ifade etmek için belirteyim. Milliyetçilik kelimesinin “aynı dili konuşanlar ve aynı dini töreye bağlı olanlar” anlamıyla, ulus kelimesinin kullanımının yaygınlaşması süresindeki ulus-devlet kurmaya yönelik milliyetçi/ulusalcı yukarıdan uygulanan politikalar, son tahlilde, bir “paralellik” göstermektedir. Yazılarımda, milliyetçiliğin ya da ulusalcılığın, İngilizcedeki nationalism anlamına vurgu yapmaktaydım. Bu konuda en çok faydalandığım kitaplardan biri olan, Eric Hobsbawm’ın derlediği The Invention of Tradition kitabını paylaşmak isterim.

Son olarak, hayata ve dünyaya karşı duruşum hakkında bir iki söz söylemek istiyorum. Kendimle girdiğim teorik ve ideolojik tartışmalar, tarih okumalarım ve akademide gördüklerim bir yana, gündelik hayatımda, şu eksende hareket etmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince; devlete karşı halkların, ataerkiye karşı kadınların, homofobi ve transfobiye karşı LGBTİ’nin, betona karşı ağacın, hayvan sömürüsüne ve mezbahalara karşı hayvanların, asfalta karşı toprağın, patrona karşı işçilerin, karnizme karşı veganların ve ezene karşı ezilenin yanında olmaya çalışmak ve bunu gündelik yaşantımın bir parçası haline getirmek.

Eleştiriler ve katkılar için tekrar teşekkür ederim.

Okuyan herkese teşekkürler.

Onur Alptekin

22.12.2014

Reklamlar

Eleştirel Eleştiri'nin Eleştirisi'ne Katkı

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s