AKP RETORİĞİNİN GEOMETRİSİ – 4

MİLLİ İRADENİN KARESİ

Bir yalan ortaya atsam ve bu yalanın gerçek olduğuna herkesi inandırmayı başarsam, bu durum yalanı gerçek mi yapar? Hayır. Hala yalan mıdır? Evet. İşte karşınızda, resmi eğitimin ve anaakım medyanın en kısa eleştirisi. Sonuçla başlayayım: millet, milliyet ve milliyetçilik kavramları ve olguları, sosyal icattır, soyuttur, yalandır ve tarih-dışıdır (ahistorical) ve 19. Yüzyılda kurumsallaşmıştır.

Yalan nasıl yaratılır?

1) Vikipedi diyor ki: “Kilt, İskoç erkeklerinin giydiği etek. İskoçya’da düğün ve balo gibi özel günlerde giyilen bu etekler aslında ulusal gururun ve aile/klan ilişkilerinin önemli bir sembolüdür. Düğün ve balo gibi özel günlerde giyilse de, ulusal gururun ve aile/klan ilişkilerinin önemli sembolüdür kilt. İskoç kostümü; ceket, yelek, gömlek, kravat, kilt, kilt iğnesi, dize kadar yün çorap, kurdele ve hafif takım elbise ayakkabılarından oluşur. Ayrıca kilt İskoçlar için gücün,romantikliğin ve dramatizmin de en büyük sembolüdür.”

Kilt’in, yani kareli eteğin, tarihsel referansları seçici olarak alınmıştır, gerçeği yansıtmaz; çünkü kilt efsanesi 19. Yüzyılda icat edilmiş bir “gelenek”tir ve resmi eğitim sayesinde, daha eski bir gelenekmişçesine topluma pazarlanmıştır. Kendi milli gururları ve ‘iradeleri’ zarar görmeyeceğinden, Türkiye’de yaşayanlar için yukarıda bahsettiklerimi kabul etmek kolay olacaktır.

Fakat kareli kıyafetlerle ilgili diğer bir durum da şöyle cereyan etmektedir:

“Hafta sonlarında kareli ceket ve desenli gömlek kullanımı aslında ‘sizden biriyim’ mesajını veriyor ve rahat ulaşılabilir olduğunu gösteriyor. İletişimde yakınlık sağlıyor.” (Bu saçma sapan haberin linki)

Bunun yalan olduğunu hepimiz biliyoruz. Sarayda yaşayan herhangi biri, Van’da üşüyen, Roboski’de bombalanan, büyük şehirlerin sokaklarında, köprüaltlarında ve parklarında yaşamaya çalışan, madenlerde ölüme terkedilen, sokakta vurulan, öldürülesiye dövülen, ve gaza boğulan insanlarla bir olmadığı gibi, bariz bir biçimde de bu insanlar için “ulaşılabilir” de değildir. “İletişimde yakınlık” konusuna ise hiç değinmiyorum zira cumhurbaşkanının bir iki açıklamasını dinleyen kişi, iletişim adına hiçbir yakınlık olmadığını görecektir. Ama bir örnek vereyim: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Paris’teki Cumhuriyet Yürüyüşü’ne katılan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu için “Hangi yüzle oraya gitti, anlamakta zorlanıyorum” ifadelerini kullandı”. Edep yahu diyip bir soru da ben sorayım: “Ahmet Davutoğlu, bu alçak saldırıyı yapan terör örgütünü açıkça destekleyen, her demokratik tepkiyi şiddetle bastıran, bir hükümetin başbakanı olarak, hangi yüzle oraya gitti ve kortejin en önünde poz verdi?”

Fakat bir kareli ceket, medya yoluyla mütevazilik ve “halka inme(!)” sembolü olurken, kesilen ağaçların üzerinde yükselen saraylar ve açıkça desteklenen vahşet gözden kaçabiliyor.

2) Tarihi geriye doğru yazmak ve okumak da yalan yaratmak için kullanılan bir diğer yöntem. Önce ilkokul kitaplarından başlayarak bize dayatılan ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın merdivenlerinde birbiri ardına dizilen ecdadımız(?) ise, bu yalanların, hem resmi eğitim hem de medya yoluyla servis edildiğinin en güzel örneği oluşturuyor. [Murat Belge bu konuya şu yazısında değinmiş (≥≥). Ama işin teorik ve tarihsel altyapısını, İngiliz Marksist Tarihçi Eric Hobsbawm’a borçluyuz (≥≥)].

Milli İrade, merkezileşmeye ve otoriterleşmeye çalışan ulus-devletlerin retoriğidir. Dışarıda ve içeride düşmanlar yaratarak çoğunluğu arkasına almaya çalışan, diğerlerini baskılayan ve asimile etmeye çalışan korkakların dilidir. Ve en önemlisi, her köşeye sıkışılan noktada, sarılınan ve sık sık tekrarlanan bir retoriktir. Ve tarihsel olarak yaratılmış bir kurgudur.

Fakat politik olarak kullanılan başka retorikler de var. Mesela:

“Marcos, San Fransisco’da bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir zenci, San Ysidro’da bir Chicano, İspanya’da bir anarşist, İsrail’de bir Filistinli, San Cristobal sokaklarında bir Maya yerlisi, Mexico City’nin Teneke Mahallesi Neza’da bir çete mensubu, folk müziğinin kalesi Ulusal Üniversite’de bir rocker, Almanya’da bir yahudi, savunma bakanlığı’nda bir uzlaştırıcı, soğuk savaş sonrası çağda bir komünist, ne galerisi, ne müşterisi olan bir sanatçı…Bosna’da bir barışçı, Meksika’nın herhangi bir kentinde bir ev kadını, grev yapmaya asla yeltenmeyen sendika CTM’de grevci, başkaları için kitap yazan bir gazeteci, gece saat 10’da metroda yalnız başına bir kadın, topraksız bir köylü, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci, serbest piyasacılar arasında bir muhalif, ne kitabı, ne okuyucusu olan bir yazar ve tabii Güneydoğu Meksika Dağlarında bir Zapatacı… Marcos, sömürülmüş, dışlanmış, ezilmiş ama karşı koyan ve ‘yeter’ diyen tüm azınlıklardır. O, artık sesini çıkarmaya hazırlanan ve tüm çoğunlukların susup dinleyeceği her azınlıktır. O, kendini anlatmanın bir yolunu arayan müsamaha gösterilmemiş her topluluktur. O, güçlülerin vicdanını ve gücünü rahatsız eden herşeydir.” (Subcomandante (Marcos) Galeano’nun Sözümüz Silahımızdır adlı yazısından)

Okuyan herkese teşekkürler.

Onur Alptekin

14.01.2015

Not: Bu dönemki yoğunluğumdan ötürü bu yazı biraz aceleye geldi. Yazım hataları ve kullandığım aceleci dil için peşinen özrümü dileyeyim. Umarım anlatmak istediğimi anlatabilmişimdir.

Reklamlar

Eleştirel Eleştiri'nin Eleştirisi'ne Katkı

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s