CELLATLARIN TARAFINDA OLMAMAK

YAHUDİ SOYKIRIMI İLE İLGİLİ KISA BİLGİ:

24 Nisan 1943‘te Hitler‘in emriyle Yahudi Komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması ve her türlü belgelerine el konulması ile ilgili 24 Nisan 1943 kararları alındı. Berlin‘de Yahudi toplumunun önde gelen 2.345 ismi tutuklanarak sürüldü.

Bunlar arasında siyasi militanların yanında milletvekilleri, tanınmış yazar ve şairler, sanatçılar, din adamları ve işadamları da vardı. Sürülenlerin çoğu sürgünde öldü veya öldürüldü. 27 Mayıs 1943’te çıkarılan Tehcir Kanunu  ile yerel mülki ve askeri yöneticilere, uygun görecekleri kişileri geçici olarak başka yere naklettirme yetkisi verildi. 30 Mayıs günü Bakanlar Kurulu kararıyla tehcir süresiz hale getirildi. Verilen rakamlar değişmekle birlikte 1 ila 1 buçuk milyon Yahudi gaz odalarında boğularak ve tehcir sırasında yollarda çeşitli şekillerde katledildi. Bütün bu sürecin başladığı tarih olarak kabul edilen 24 Nisan günü bütün dünya tarafından bu soykırımın anıldığı gün olarak kabul edildi.

“Milli iradenin” ve onun empoze ettiği milli gururun rahat koltuklarında oturup da birinin acısını paylaşabilirken diğerininkini paylaşamayanlara, yukarıdaki yazıyı bir de aşağıdaki şifre anahtarıyla okumayı öneriyorum. Böylelikle, metnin orijinali kendini gösterecektir.

Crypto:

1943=1915; Hitler=Dönemin Dâhiliye Nazırı Mehmed Talat Bey; Berlin=İstanbul; Gaz odalarında boğmak=Denizde boğmak

Şiddet, devlet tarafından halka karşı kullanılırken, ‘savaş’, ‘düzen’, ‘polis’, ‘jandarma’ ve benzeri kavram ve kurumlarla yapılınca meşru olmuyor. Devlet tarafından ‘meşru’ ilan edilmesi, şiddeti TARİHSEL OLARAK meşru kılmıyor. Zira tarih, bu olayları yargıladığı zaman, bunlar tarihe meşru saldırı ya da savunma olarak değil, katliam ve soykırım olarak geçiyor. İspanyollar, 1492’den başlayarak açtıkları savaşlarla Amerika yerlilerini öldürürken katliam olduğunu (ilk yüzyılda 60 milyon), Fransızlar Cezayirlileri öldürürken katliam olduğunu, Almanlar Yahudileri öldürürken katliam olduğunu kabul edip kendi toprağındaki acıları farketmemek ise hipermetropluğumuzu gösteriyor. Bu bahsettiğim olaylar, politik otoritenin, devletin, gücü elinde bulunduranın; bu gücü ve getirdiği maddi zenginliği korumak için etrafına vahşet saçması, masumu katletmesinden başka bir şey değil.

İnsanı bırakıp devleti savunmaya başladığımız an kaybediyoruz.

Hrant Dink’in anısına!

Onur Alptekin

19.01.2015

PS. Bazıları için, Ermeni Soykırımı’nın hassas bir konu olduğunu biliyorum. Devletlerin soykırım yaptığını dillendirmenin, bazı kişilerce kişisel algılandığının da farkındayım. Sanki bu kişilerin şahsına yapılmış bir küfürmüşçesine bir tepkiye sebep verdiğinin de. Ne kadar üzücü ve bir o kadar da saçma. Bu konuda çeşitli tarihsel coğrafyaları ve zaman dilimlerini araştırmış biri olarak size şu Tarihsel (T büyük, bahsedilen akademik Tarih disiplini) gerçeklikten bahsedeyim:

DEVLETLER, POLİTİK OLARAK MERKEZİLEŞTİKLERİ ANDA KATLEDİYORLAR, ÖLDÜRÜYORLAR VE SOYKIRIM YAPIYORLAR.

Zaten diğer ülkelerde ezilenlere gösterebildiğimiz hassasiyetin ve empatinin 10’da 1’ini kendi yaşadığımız coğrafyadaki olaylara  gösterebilseydik eğer; bugün, ‘devrim yapacak tarihsel pratiğimiz yok’ tartışmalarına hiç girmiyor olurduk.

Yukarıdaki yazının kaynağı ≥≥

Reklamlar

5 thoughts on “CELLATLARIN TARAFINDA OLMAMAK

  1. Elbette cellatların tarafında olmayız da “kim cellat, kim kurban? yani yargıç olabilir miyiz?”, kime “cellat” dersek kimin işine yarar? o “cellat”larla ne gibi bir “bağımız” var ki sorumlu tutulmak isteniyoruz?
    Aslında sevmem böyle yazmayı. Çünkü “derdimi” tam anlatamam. Ama sorunun muhatabının “karşı” tarafın devrimci demokratları olduğu; “birilerine hesap vereceksem” emekçileri temsil eden kişi ve kurumlar dışında kimseyi muhatap almamak gerektiği kanısındayım.
    Bir de tabii politika düz bir hat değil. zaman ve mekana bağlı olarak bir düzlemde “doğru” olan bir başka platformda karşıtlarının malzemesi olabiliyor. Sevgiler.

    1. Irfan Abi Selam,

      Buraya gelmeden görüşemedik. Umarim sağlığın, keyfin yerindedir.

      Aslında bu yazıda anlatmak istediğim “hesap vermek”, “kime, hangi düzeyde ve düzlemde, nasıl bir metodla hesap vermek”, ya da “sorumlu olmak ya da kimin sorumlu olduğu” konularından öte, tarihte belli coğrafi sınırlar içerisinde yer almış bir devletin şiddetin tekelini elinde bulundurduğunu iddia ederek, halkın belli bir kesimini silah zoruyla tehcire zorlamasını ve öldürmesini kabullenmek ile ilgili. Bu tarihsel olayın gerçekleştiğini kabullenmek, ne yazık ki, kişilerin “gurur” meselesi yaptığı, neredeyse şahsa yapılmış bir hakaretmişçesine kişiseleşen bir konu haline getirildi. Bunu da, insan-yaratısı, tarih-dışı bir kavram olan milliyetçiliğe borçluyuz. Yani bizim cellatlarla ya da ulus-devletlerin şiddetiyle organik bir bağımız yok, fakat Türkiye’de yaşayanların bir çoğu böyle bir bağ varmış gibi tepki veriyor. Diyaloğun tıkanmasının sebebi de bu.

      Bu konu, devletler/burjuvazi ve halklar arasındaki sistemik ve kaçınılmaz çatışmanın doğasında gizli. Ve bu baskının hep tepeden tabana doğru yapıldığını görmekteyiz: sistemik, kurumsallaşmış, örgütlü ve şiddet dolu bir biçimde. Ancak bu çatışmanın doğası fark edildiğinde, ırkı, dili, dini, etnisitesi, cinsiyeti, cinsel tercihi ya da homo sapiens olup olmamasını göz önünde bulundurmadan, kendimizi ‘her ezilenin’ yanında ve iktidarın ya da politik otoritenin karşısında konumlandırabiliriz.

      İşin reelpolitik kısmı ise biraz karmaşık. Türkiye’nin Ermenistan’a belli bir bedel ödemesinin bir şeyi değiştireceğini düşünmüyorum. Şimdinin bu iki ulus-devleti de, 1915’te, kronolojik olarak kendini ulus-devlet olarak gerçekleştirmemişti ve konumları bugün olduğu gibi iki devlet arası değil, devlet ve halk arası idi. Lakin bugünkü durum uluslararası arenada iki devlet arasına sıkışmış gözüküyor. Bu durumda, parasal bir bedel ödemek, ne ölenleri geri getirecektir ne iki ülkenin ezilenlerine bir fayda sağlayacaktır ne de diyaloğu güçlendirecektir. Bu sadece, bir ayakkabı kutusundan başka bir ayakkabı kutusuna para transferi olacaktır. Bu durum, Ermenistan’ın ve Türkiye’nin ezilenleri için bir şey değiştirmeyecektir. Gerçek diyalog, iki ülkenin de ezilenlerinin örgütlenmesiyle oluşacaktır ve ben iki ülkenin ezilenlerinin böyle bir konuda fikir ayrılığında olacağını düşünmüyorum. Yani, emekçileri muhatap alma konusunda katılıyorum diyebilirim.

      Ne kadar bu soykırımın gerçekleşmesinde benim, Onur Alptekin olarak, tarihsel bir rolüm ya da cellatların (devletin ve şiddeti kullanan bütün kurumlarının) kendisiyle herhangi bir bağım olmasa da, tarihte kötülüğün sıradanlığına sığınarak insanları acımasızca öldürebilen cellatların yerine, böyle bir bağımın olmadığını da belirtmek kaydıyla, özür dileyebilirim. Bu beni cellat yapmaz, tam tersine cellatlığın karşısında konumlandırır diye düşünüyorum.

      Okuduğun için ve katkıda bulunduğun için tekrar teşekkür ederim İrfan Abi.
      Herkese Selamlar,
      Onur

  2. Irfan ‘ ın yazısına yanıt yazı kadar iyi olmuş. Açıkçası bakış daha net ortaya konulmuş. Devlet-halk ikilemini ortaya koyduğumuz zaman ‘soykirim’ işini farklı yorumlamak da mümkün. Bu açıdan hiç düşünmemiştim. Biraz kafa yormak lazım.

  3. Teşekkürler Onur,
    Tabii bizler; herkesin kendini nasıl özgür ve “kendi” hissediyorsa öyle yaşama hakkı olduğunu savunan insanlar olarak tartışma kendi aramızda olmaktan çok tam da senin belirttiğin gibi bazı “hassasiyetlerin” yanlışlığını ortaya koymaya yönelik. Benim altını çizmeye çalıştığım nokta da; teorik anlamda doğru olan bir tavrın yanlış zaman ve mekanda pratiğe geçirildiğinde karşı tarafın işine yarayacağı. Elbette devletin bizatihi kendi baskı aracıdır. Bu nedenle literatür dürüstçe proletarya diktatörlüğü der.
    Onur,
    Ulusal kurtuluş hareketleri, PKK ve Kürtler üzerine yazmanın belki tam zamanı diye düşünüyorum. Ne dersin?
    Selam ve sevgiler.

    1. Tekrar selam İrfan Abi,

      Perşembeye yetiştirmem gereken bir makalem var. Bu haftasonunda yazmaya çalışacağım.

      Türkiye’ye döndüğüm de umarım görüşme fırsatımız olur.

      Selamlar,
      Onur

Eleştirel Eleştiri'nin Eleştirisi'ne Katkı

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s